İmmar Affı Uygulaması

İmmar Affı Uygulaması

 

20. yüzyılda özellikle 2. Yarıda gelişmekte olan dünya ülkeleri arasında hızlı bir şekilde kentleşme oluşumu izlenmektedir. Gelişmekte olan Türkiye ve diğer ülkeler ile ilgili olarak hızlı bir şekilde kentleşme yaşanıyor olmasındaki en temel etkenlerden bir tanesi 2. Dünya savası akabinde sanayi ve kentsel servis sektörü üzerinde arış göstermekte olan bir iş gücü gereksinimine ihtiyaç duyuluyordu.  Böyle bir durumun olması ve toplum yapısı üzerinde çözümlemeyi kırdırmakta olan kitlesel göçlerin oluşumunun etkisi bu dönemde epey büyük önem arz etmektedir. Gece kondu yaşamı da bu süreçte kırsal alanlardan insanların kentlere göç etmesini sağlamış olan en önemli etkenler arasında görülmektedir. Barındırma için ideal bir seçenek olarak görülmekte olan gecekondu yaşama uygun bir barında yöntemi olarak görülse de toplu yaşam unsurları arasında sosyal ya da fiziksel anlamda hizmet götürme işlemleri için zorluk yaşanmakta olan bir durum olarak kabul edilmekte ve bu bir sorun olarak görülmekteydi. Siyasi partiler bu soruna kısa bir süre içinde imar affı ile beraber bir çözüm getirebileceklerine inanmış ve bu durumu yasallaştırma yönünde adımlar atmıştır. Böylelikle gecekondulaşma sorunlarının çözümlemesine yönelik olarak 1948 yılından itibaren hazırlanmış olan imar affı yasaları ile beraber 11 kez gündeme gelmiş olan bu soruna halen net bir çözüm getirilememiştir. Bununla beraber bir takım gelişmeler sağlanmış ve değişim süreçleri ele alınarak gelişmeler irdelenmiştir.

Giriş;

Temel olarak bu çalışmanın ana unsuru Türkiye’de yer alan gecekondu olgusunun neden ve sonuç ilişkileri ile irdelenmesini sağlayabilmek ve bu süreçler içerisinde gelişmekte olan imar afları ile ilgili olarak bir takım incelemelerde bulunmaktır. Dört bölümden oluşmakta olan bu durumun ilk bölümünde yer alan gecekondu ve imar affı ile beraber bir mekanizma üzerinde gecekondu kavramının bir göç olgusu olarak nitelendirilmesi söz konusudur. İmar affı yasaları ile beraber hukuki açıdan değerlendirilmiş olan ve şehircilik hukuku ile ilgili uygulamaları içerisinde iyi bir şekilde tanımlamış olan bu yapıda ikinci bölüm üzerinde imar affı ve gecekondunun değişim süreci incelenmiştir.

Üçüncü bölümde ise imar afları ile ilgili olarak çıkarılan yasalar üzerinde bir takım irdelemelerin yapılmış olduğu ve bu yasların incelemesi esnasında genel özellikleri ile beraber afla ilgili maddeler ele alınmıştır.

Dördüncü bölümde ise kentsel rant ya da siyasal ve kentsel popülizm ile ilgi olarak detaylar ele alınmış ve fiziksel çevre planlama pratiği üzerindeki etkiler, sonuçlar, değerlendirmeye alınarak öneriler başlığı altında bir takım imar afları ve uygulama ile beraber sonuçları incelenerek bir takım değerlendirmeler gerçekleştirilmiş oldu.

Bölüm 1: İmar affı ve gecekondu kavramlarının genel tanımları;

İmar affı kavramının tanımı;

2. Dünya savaşı akabinde meydana gelmiş olan sanayileşme ile ilgili olarak görülen gelişmeler Türkiye’de de gecekonduların ortaya çıkışından günümüze dek belli bir periyotlarla gündeme gelmiş olan imar affı yasaları üzerinde kullanılmayan ancak şehircilik hukukumuza giriş yapmış bir uygulama olarak görülmektedir. Bu durum genel bir tanımlama ile beraber bize yürürlükte olan imar affının kurallara uyularak belli bir tarih kesitine kadar meydana gelmiş olan yapılaşmalar ile ilgili olarak bir takım durum ve konumu itibari ile yasalar üzerinde belirtilmiş olan koşullara uygun bir vaziyette bağışlama ya da af olanaklarının sunulması olarak tanımlanabilmektedir.

Ülkemizde var olan hukuk sistemi ile ilgili olarak af uygulamalarının yasal bir zorunluluk olmadığı bilinmekte olup bir ahlak normu ile ilgili olarak ya da toplumsal bir yarar varsa bu sorundan ya da kaynaklardan uzunca bir süre devam etmiştir. Fiili kesintilerin ahlak normu ile ilgili olarak da toplumsal yarar sorunundan kaynaklanan uzunca bir süre yasallaştırma şeklindeki uygulamalar olarak görülebilmektedir.

Anayasa kararlarında ise af şöyle tebliğ edilmiş;

“Suç sayılmakta olan eylemi değil, cezayı ve ceza davası açılmasını ortadan kaldırır. Af bağışlamadır. Ve hiçbir zaman için eylemi meşru görme değildir. Dayanağı olayların anayasaya uygun olduğu, hukuk dışı bulunmadığı ve bunun sonucu olarak meşru ve suç sayılması gerektiği bir mana taşımalıdır.”

Burada da görüyoruz ki su sayılmakta olan eylemlerin devamlılığının durdurulması isteniyor olsa da var olan suçların çıkan aflar ile beraber bağışlanıyor olduğunu e hiçbir zaman için suç sayılan eylemlerin tekrarının gerçekleştirilmemesi gerektiğini anayasa bizlere söylemektedir.

Bir başka genel tanım ile beraber imar affı yürürlükte olan kurallar ile ilgili olarak uygun olanların bağışlanması durumu ya da korunması durumu olarak nitelendirilebilmektedir.

1.2Gecekondu kavramının tanımı;

Türkiye’de gecekondular barınma ihtiyaçlarının giderilmesi için toplumsal bir sorun olarak ortaya çıktığı dönemlerden günümüze kadar süregelmiş bir durumdur. İkinci dünya savaşı yıllarında meydana gelen kentsel alanlara göçlerin başlaması ile beraber kentlerde bir takım gecekondulaşma süreci meydana gelmiştir.

Gecekondu kırsal alanlardan büyük kentlere göç ederek hayatlarına devam etmek isteyen kişilerin kullandıkları bir barınma yöntemidir. Devlet anayasada bulunan konut ihtiyacını karşılamaya yönelik tedbirleri alma ve korumada etkili olamamıştır. Göç eden kesime yasal olan konut sunumunun yetersiz ve konut isteyen kesime uygun olmayan konutların verilmesi sonucunda ortaya çıkan bu sistem çarpık kentleşmeyi de beraberinde getirmiştir. Özellikle büyük şehirlerde göç sonucu ortaya çıkan gecekondular büyük kentlerimizin yüzde altmışını kapsamaktadır.

Göç edenlerin yapmış olduğu gecekondular toplumsal ve ekonomik eksikliğin mekâna yansımış olan halidir. Bu sorun özellikle az gelişmiş olan ülkelerde baş göstermektedir. Göç hareketinin temel etkenleri arasında ekonomik olması yani üretim ya da işgücü ile ilgili olması liberal bir anlayış biçiminin benimsenmiş olması ile alakalı durumlar söz konusudur. Göç olgusu ile ilgili olarak girişimci sermayeyle emek arz eden kesimi mekânda oluşturacağı denge ile ifade edebilmektedir. Böyle bir durumda beklenmekte olan denge faaliyetlerinin oluşması için üretim ürünlerinin mekanda dağılımı ile emek transferinin sistemi optimum verilerine ulaştırması olarak tanımlamak mümkün olacaktır.

Türkiye’de göç toplumu evrimi ile ilgili olarak da geçirilmekte olan dönüşümler için paralel olarak ortaya çıkan tek yönlü hareketlerin gerçekleştirilesi görülmektedir. Göç oluşumunun kaynağı, ülkesel düzeyde gelişmiş olan metropollerin kırsal kesimler üzerinde süreklilik sağlayan nüfusu hareketlerini oluşturduğu bir mekanizma olarak görmek mümkün olacaktır. Sanayi öncesinde ya da sanayileşme sonrasında bir takım değişkenlerin ortaya çıkması mümkün olacaktır. Kırdan kente göçe den insanların kent bütünü içinde farklı yerleşme ya da yaşam şeklini geliştirmediği de gözlenmekte olan durumlar arsında gelir. Özellikle de sanayileşmekte olan ülkelerin bu durumun aksine kırdan kente göç edenlerin kentte tamamen farklı bir yerleşme biçimi oluşturduğunu görmek mümkün olacaktır.

Gecekondu bir uyum mekanizması olarak nitelendirilmekte olup 4 farklı şekilde incelenebilmektedir.

Sosyo-ekonomik yapısal olarak ve mekânsal uyum.
Ölçeksel bir uyum sağlama
Oluşma ve biçim sürecindeki uyum
Bir sosyal güvenlik aracı olarak gecekondu diye tabir etmek mümkün olacaktır.

Gecekondu bayındırlık ve yapı kurallarına aykırı bir şekilde gerçek ya da tüzel, kamusal kişilerin toprak üzerinde toprak iyesinin istemi bilgisi dışında onarımsız olarak gerçekleştirmekte olan olarak tanımlanır. Ayrıca gereksinimleri devlete kent yöntemlerine karşılamayan yoksul ya da dar bütçeli kesimler tarafından barınma ihtiyaçlarının gereksinimlerinin giderilmesini sağlayabilmek amacı ile yaptırılmış olan yapılaşmalar olarak nitelendirilmektedir.

Bölüm 2: İmar affı ve gecekondunun değişim süreci;

Gecekondu kavramının oluşumunun ilk kez ortaya çıktığın dönemlerden günümüze dek pek çok alanda yaşanmış olan toplumsal, ekonomik, politik olaylar gecekonduların değişim sürecinde çok önemli bir rol oynadığını bize göstermiştir. Bu süreçlerde yapılan incelmelerle beraber şu yöntemler tercih edilmiştir;

Planlı dönem öncesinde iki şekilde inceleme vardır. Bir tanesi Cumhuriyetin ilanından ilk bağışlama içerikli yasanın çıkarılmasına ve sanayileşmeyle artan kentleşmenin başladığı dönemin başlangıcı olan 1948 yılına kadar olan sürece yani 1923 yılı ve 1948 yılları arasında gerçekleşmiştir.

İkincisi ise 1948 yılı ile 1960 yılları arasında yapılan inceleme olarak görülmektedir. Bu dönemlerin bir bütün olarak incelenmesinin en önemli nedeni ise toplumsal olarak, siyası ve ekonomik açılardan benzerlik göstermekte olan kavramlar olarak incelenmesidir.

Kalkınma planları ile ilgili olarak da iki dönem ele alınmaktadır. Bunlar 1960 yılı ve 1980 yılları arasında yer alan dönemlerdir. 1960 ve 1980 yıllarındaki dönemin bir arada incelenmesindeki temel etken ise siyasal açıdan uygulanmakta olan benzer politikalarla ekonomik ve toplumsal olayların bir bütünlük içinde inceleniyor olmasıdır.

Bu dönemler ile ilgili olarak 1980 yılı sonrasında ise incelenmekte olan dönem diğer yıllardan farklı bir yapıya sahip olan ve liberal bir anlayışın başlamış olduğu ve devam etmiş olduğu dönemleri beraberinde getirmektedir. 1980 yılı askeri darbesi ile başlamış olan bu dönem ekonomik ve siyasal anlamda bir takım politikaların diğer dönemlere göre bazı farklılıkları beraberinde getirmiş olduğu incelenmekte olan yıllar olarak nitelendirilmektedir.

2.1 Planlı dönem öncesi (1923 ve 1960 yılları)

Gecekondu ilk kez ortaya çıktığı dönemlerden günümüze dek meydana gelmiş olan toplumsal ve ekonomik anlamda politik olayların gözlenmesi ve gecekondu tarihinin değişim sürecinde önemli bazı rollerin olması gözlenmiştir. Bu dönemleri aşağıda irdeleyeceğiz;

2.1.1 1923 ve 1948 yılları arası;

Bu süreçte ülkenin modern bir yapıya sahip olması, yaşam kuralların ve koşullarında bir takım değişiklikler gerçekleştirilmesi amaç edinilmiş olup savaş sonrası yıkılan ve yakılmış olan kentler üzerinde bir takım bakım ve onarım işlemlerinin gerçekleştirilmesi istenmiştir. Yurt genelinde bir uçtan diğer uca demir yoları ile döşeme işlemlerinin gerçekleştirilmesi ilk dönem politikalarının esasları olarak bilinmekte olup bilimsel bir kentleşme için bir takım yaklaşımların olmadığı incelenmektedir. Su işlerinin, elektrik işlerinin, köprü inşaatları ya da sanayileşme ile ilgili olarak da bir takım kararlar ve bazı politik kararların ele alındığı görülmektedir. Bu süreçte konut ya da konut sorununun çözülmesi için ülke genelinde bir takım öneriler alınmış lakin 1930’lu yılların sonralarında değerlendirmelerin başlatılması mümkün görülmüştür. Bu sürece kadar Ankara’nın konut sorununa öncelik verilmiş olup, 1928 yılında memurlara yönelik olarak konutların oluşturulmasında destekleyici bir takım yasaların gerçekleştirilmesi sağlanmıştır.

Memurlara konut kooperatifleri kurulması için aylık ödemelerinin yarısı kadar bir avans verilmesi yasası oluşturulmuş ve bu durumla beraber memur kesimin yoğunlukta bulunduğu Ankara genelinde epey hızlı bir şekilde sonuç elde edilmesini sağlamıştır. 1930’lu yıllardan sonra ise konut yapılması için bazı belediyelere görevler verilmiş ve belediyelerin yollar ve yapılar kanunu ile beraber bu durumu destekleyici bazı faaliyetlerde bulunması sağlanmıştır. Uzun vadeli bir süreçte kredi uygulamaları sunmuş olan belediyeler aynı zamanda da vatandaşların konut sahibi olabilmesi için bir takım çalışmaları beraberinde sunmuştur.

1929 yılı itibariyle beraber dünya genelinde meydana gelen ekonomik anlamdaki bunalım Türkiye’de de etkin bir hale gelmiş ve büyük bir buhran oluşumu gerçekleşmiştir. Bu durumda özel sektörün gelişimi destelenmiş ve devlet eliyle beraber bir takım politikalar hazırlanmış lakin bu buhran sonucunda konut sektörü olumsuz etkilenmiştir. Kalkınma planları ile ilgili olarak insanların özel sektörün konut için bir takım çabalar sarf ettiği gözlenmiştir.

Ankara’nın başkent olması ve bu yüzden de konut sorunu bulunmakta olan gelişen bir şehrin gecekondu sorununa iyi bir çözüm arayışı içinde bulunmasından dolayı öncelik Ankara’ya verilmiş ve 1930’lu yıllar itibariyle gecekondu sorununa bir çare arayışı başlatılmıştır. 1948 yılında 5128 sayılı yasa ile beraber bir takım tedbirlerin de oluşturulması sağlanmış ve bunun akabinde de 5228 sayılı saya ile beraber yaygınlaştırılması amaç edinilmiştir.

2.1.2 1948 ve 1960 yılları arası;

Bu dönemde 2. Dünya savaşı sonrasında Türkiye genelinde bir kentleşme görüldüğü gözlenmektedir. Bu süreçte büyük kentlere göçlerin epey artış sağladığı gözlenmektedir. Bu süreçte konut ihtiyacını karşılayamayacak durumda olan kentlerde özellikle ruhsatsız yapıların oluşturulduğu ve gecekondu sayısında ciddi bir artış görüldüğü incelenmektedir. Buna bir çözüm sağlayabilmek amacıyla da bir takım yasaların oluşturulması sağlanmış ve Ankara, İstanbul, İzmir gibi yerlerde çok fazla göç alınmıştır.

Bu süreçte gecekondu yaşamını sürdürmekte olan bireyler köyden kente göçlere başlamış ve bu kuşağa göç eden birinci kuşak denmiştir. .Gecekondular ise içinde yaşayan insanlar tarafından oluşturulduğu için hem çarpık yerleşim söz konusu olmuş hem de yeterli düzeyde güvenilir olmadığı için büyük bir risk unsuru olarak görülmüştür.

Türkiye’de gecekondu yaşamını sürdürmekte olan yerlerde günlük iş alanlarına yakın yerlerin oluşturulması ve kötü bir yaşam koşullarının hâkim olması, teneke mahallelerin oluşturulmasında önemli bir yapıya sahiptir. 1950’lü yıllarda ise gelişmekte olan sanayi ile beraber bu alanlardan toplanan işçilere düşük ücretler vasıfsız istihdam sağlanmıştır. Bu süreçte konut sorunu belediye yasaları ile çizilen yetkilere göre çözümlenmeye çalışılmış olsa da yeterli düzeyde etkili sonuçlar elde edilememiştir. Köylerden kentlere aktif bir şekilde meydana gelen göçlerle beraber bir takım vasıfsız işçi taleplerinde ciddi bir artış olduğu gözlenmiştir. Bu süreçte 6188 sayılı yasanın çıkartılması sağlanmıştır. Bu yasaya göre yapılan gecekonduların yasallaştırılması ve konut yapacak olan bireylere arsa sağlanması amaçlanmıştır.

Kentlerin ve köylerin imar durumunun bir zorunluluk haline gelmesi ile ilgili olarak imar işlerinin düzelebilmesi için önerilen kurumlaşma gerçekleşmiş ve 1958 yılından günümüze dek imar iskan bakanlığı varlığını sürdürmüştür. Bakanlığa konut konusunda verilen görevler ise şöyle sıralanabilmektedir;

Ülkenin konut durumu ve ihtiyaçları için gerekli tespitleri sağlamak ve ihtiyaçların giderilmesini sağlayabilmek için kısa ve uzun süreli dönemlerde mesken programları yapmak ve ıslah için gerekli konut topluluklarını ve ıslah ya da tasfiye çareleri ile ilgili gerekli araştırmaların yapılmasını sağlamak için çaba sarf etmektedir.

Toplu konutların yapımını teşvik etmek ve kredi vermekte olan kurumlar tarafından insanlara sunulmakta olan konut kredilerini ve yapılan çeşitli yardımları düzenlemek olarak değerlendirilmektedir.

2.2 1960 ve sonrası (kalkınma planları dönemi)

2.2.1 1960 ve 1980 yılları arası;

Bu dönemde siyasi ve toplumsal, ekonomik gelişmeler incelenmiş ve bunun sonucunda da kalkınma planlarında konut ya da gecekondular için bir takım öneriler ele alınmış ve gerekli irdelemeler yapılmıştır.

1960 yılı sonrasında gecekondu yapımı için bir nitelik değişikliğine girilmiş ve gecekonduda yaşamını sürdürmekte olan bireylerin konutu yapmalarının dışında ticarileşmiş ve taşeronlar devreye girmiş olarak görülmektedir. Bu süreçte artık gecekonduyu içinde yaşayanlar değil de profesyonel bireyler gecekondu yapımı sağlamaktadır. Sosyal adalet ilkesini yaşama geçirmeye yönelik olarak çalışan devlet elindeki hazine arazileri için bir takım işgallerin oluşumuna göz yumulmakta ve diğer konutlar ile ilgili olarak istenmekte olan standartlar için vergiler ya da harçlardan bu konutların muaf tutulmasını sağlamak mümkün olmuştur. Gecekondulaşmayı dolaylı da olsa destekleyici bir yaklaşım söz konusu olmuş ve gecekondu sahipleri için bir güvence kazanmış olması bilinmektedir.

Bu dönemde güncel olarak söylenir olan gecekondu yerleşmeleri ile ilgili olarak alt yapı götürülmesi ve bu yerleşim alanları üzerinde sağlıklı bir yerleşim birimi oluşturma düşüncesi ön plana çıkmaktaydı. 1966 yılında çıkarılmış olan gecekondu yasasına kadar devam etmiş olan çalışmalar ile beraber gecekondu yerleşim alanları artık mahallelere dönüşmeye başlamıştır. 1966 yılı sonrasında tanınmış olan haklar ile beraber yerel seçimlerde siyasi partiler oy kaygısı içine düştüğü için seçim dönemlerinde özellikle belediyelerin önlerinde elektrik, su kanalizasyon, yol sağlamak gibi vaatler verilmiştir. Bu durumlar beraber ilk kuşak olan gecekonduların ve kat adetlerinin artması ile beraber gecekonduların hızla artış gösterdiği görülmektedir.

Bu dönemde gecekondular üzerinde bir takım değişim süreçleri meydana gelmiş ve 1966 yılında çıkarılmış olan 775 numaralı kanun ile beraber yasalaşmıştır. Kalkınma planlarının da oluşturulduğu bu süreçlerde 1963 yılı itibariyle ilk kalkınma planı olan 1. Beş yıllık kalkınma planı uygulamaya girmiştir.

1971 yılı itibariyle dünya petrol krizinin oluşmasından dolayı ekonomik sorunlar boy göstermeye başlamış ve şehirlerde de bu durum etkili bir şekilde yansımıştır. Dolayısı ile yapı malzemeleri, işçilik, arsa gibi şeyler konut piyasasında var olan girdilerin fiyatları üzerinde büyük artışların oluşması ile beraber dar gelire sahip olan kesim üzerinde var olan tasarruflar ile konut edinmeyişleri gecekonduların yapımını eper arttırmıştır.

Bu durum beraberinde konut sorunu getirmiş olup gecekondu tek alternatif olarak görülmüştür. Gecekondu sorununun çözümü ile ilgili olarak hükümetler bir takım siyasi tavırlar almış ve genellikle benzer özellikli şeyler karşımıza çıkmıştır.

2. beş yıllık kalkınma planı 1968 ve 1972 yılları için yapılmıştır;

Bu plan konut yapımı ile ilgili olarak ve barınakları kapsayacak şekilde gelişmişliğin bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Bu plana göre konut sorununun yeterli bir şekilde çözümünün gerçekleştirilmesi için gerekli olan sosyal, ekonomik ve kültürel anlamdaki gerekli gelişmelerin sağlanması mümkün olacaktır. Bu planlamalara göre insanlar üzerinde piyasaya arz edilecek ucuz konutların üretimini sağlamak mümkün olacak ve piyasaya arz edilecek olan bu konutların insanlar için kolay kredi olanaklarını sağlayacak şekilde sunulması hedeflenmiştir. İkinci beş yıllık kalkınma planında insanların refah düzeyini yükseltmek temel hedefler arasında görülmüştür. Birinci planda olduğu gibi ikinci planda da bir başka temel unsur ise nüfus artışı üzerinde etkili bir büyüme sağlayabilmek ve konut ihtiyaçlarının arttırılacağı yönünde bir uygulama olacaktır. Bu yüzden konut üzerinde bir takım politikaların oluşturulduğu ve bu politikaların da bir takım örgütlenmelerle mümkün olacağı ön plana sürülmüştür. Arsa ya da yerleşme alanında, finansman, kira ya da yapı malzemeleri sunulmasında, istihdam, araştırma ve tanıtma gibi alanlarda insanlara bir takım olanaklar sunulmuştur.

İkinci plan üzerinde yer alan konut ve kentleşme ile ilgili politikalar maalesef ki pratikte yeterli düzeyde uygulanamamış olması ile bilinmektedir. Yatırımların ve yer seçimlerinin getirdiği sorunları göz önünde bulundurarak yeterli düzeyde tutunamamış olması ve kent planlamalarının kalkınma planları ilişkileri yeterli düzeyde olamamıştır.

Bu dönemlerde yapılmış olan 3. Beş yıllık planlama ise 1973 ve 1977 yılları arasında geçerliliğini sürdürmüştür. Bu durumda planlamaların konutlarla ilgili sorunları ve ekonomik ya da sosyal ve toplumsal açılardan ele alınması gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte özellikle konutlar için mevcut durumların iyileştirilmesi amaç edinilmiştir.

Mülk ve konut ya da kiralık konuların sahiplenilmesi için yeterli düzeyde ekonomik gücün insanlarda olmaması durumunda barınma gereksinimlerinin iyi bir şekilde karşılatılması için bir takım kamu sorumlulukları esas alınmıştır. Böylece bu amaca yönelik kamusal tahsislerin gerçekleştirildiği bir alt yapı oluşturulmuş ve gerekli alt yapıdan insanların yararlanılması sağlanmıştır.

3. beş yıllık kalkınma planı 1973 sonrası;

Planda önerilenlere nazaran kentlerde durum maalesef ki tam tersi bir etki oluşturmuş ve konutlara olan ihtiyaçlar maalesef ki giderilememiştir. Bu durumda iyileştirme çalışmaları etkisiz olmuş ve gecekondular üzerinde tasfiye çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Gecekondu sayısında ciddi bir artış sağlanmış ve kent merkezine yakın olan gecekondu alanları üzerinde kart artırımı şeklinde yapılaşmaya devam edilmiştir.

4. beş yıllık kalkınma planlaması (1978 – 1982 arası)

Kentleşme olgusu ile beraber insan ve çevre ilişkilerinin sağlanması için ülkelerin tarihsel ve doğal zenginliklerini ön plana çıkarmak gerekmektedir. Ekonomik bütünlüğü sağlamak ve korumak üzere bir takım çalışmaların gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Buna göre gecekondu bölgelerinde de yol, elektrik, su gibi hizmetlerin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Buna göre gecekondu bölgeleri üzerinde de gerekli çalışmaların yapılması gerekli iyileştirmelerin sağlanması, kamu arsaları üzerinde uzun süreli bir kullanım olanağı tanınması ön görülmüştür.

Yapılmış olan planlama ile beraber gecekonduların devamlı ve güvenli bir iş bulamayan ya da tek sosyal güvencesi olarak değerlendirilmiş olması söz konusu olmuştur. Gecekondunun ortadan kalkması için gecekondulaşmayı meydana getirmekte olan etkenlerin ortadan kaldırılması gerektiği ve düşük gelir dağılımı ve gelir adaletsizliklerinin ortadan kaldırılması gerektiğini ön plana sürmüşlerdir.

Planlama ile beraber gecekondular için gerekli iyileştirme önerileri sunulmuş olup yerel yönetimlerin bu duruma el atması gerektiği vurgulanmıştır. Bu süreçte kamu kuruluşlarının da desteği ile beraber gecekondular için kentsel ve sosyal alt yapı tesislerinin oluşumu amaçlanmış ve var olan standart değerlerin bir üst noktaya yükseltilmesi önerilmiştir. Lakin 4. Beş yıllık kalkınma sürecinde en önemli eksikliğin gecekondulaşma konusunda alınacak olan tedbirlerden hiç bahsedilmemiş olması ve sadece düzenli bir kentleşme politikalarının izlenmesi gerektiği konusunda bir alt yapı oluşturulmasından bahsedilmiştir.

2.2.2. 1980 ve sonrası;

Bu süreçte gecekondu oluşumu alanlarının toplum genelinde bir takım hoşnutsuzluk oluşturduğu dönemleri irdelemek mümkün olmuştur. Bu yıllarda meydana gelen gelişmelerin engellenmesi ve orta sınıf konut alanlarının yok edilmesi de gündeme taşınmış olup bu duruma yerel yönetimler ya da hükümet düzeyinde bir takım önlemlerin alınması gerektiği ön plana çıkarılmıştır. Özellikle yerel yöntemimler için işsizlerin kent dışına çıkarılması ya da yeni yapılmakta olan gecekondular için yıkım kararlarının alınması ve eskilerden proje ve alt yapı hizmetlerinin gerçekleştirilmesi için bedellerin istenmesi ve bunun gibi bir takım politik yaklaşımların ön plana çıkması ile beraber gecekondulaşmanın önüne geçilmesi istenmiştir. Bu durum özellikle 1983 yılı sonrasında gecekondu bakış açısında bir takım değişkenlerin ön plana çıkıyor olduğunu insanlara göstermiş ve daha önceden toplumlar için hoş görülmekte olan ve birçok affı da beraberinde getirmekte olan gecekondulaşma yaklaşımına bir son veriliyor olduğunu göstermiştir. Lakin şunu da unutmamak gerekir ki siyasi yaklaşılmalar değişmemiş ve gecekondular için çıkarılan 2805 sayılı yasa ile beraber bağışlanmaların devamlılığı sağlanmıştır. 1984 yılında gecekondu yerleşimleri ile ilgili olarak çıkarılmış olan 2981 sayılı yasa ile beraber gecekondu alanlarına bakışın değişmiş olduğu gözlemlenmektedir. Bu yasalar ile beraber kentsel arsa stoku olarak değerlendirmeler başlamış ve 2805 ile 2981 sayılı yasalarda gecekondu alanlarının ıslah edilmesi ve imar planlamaları için bir takım düzenlemeler ön plana çıkarılmıştır. Bu süreçte kentsel alanların oluşturulması amaçlanmış ve 2981 sayılı yasa üzerinde değişiklik ön görmekte olan 3290 ile 3414 sayılı yasalar oluşturulmuştur.

Sunulan bu yasaların sonucunda ise gecekondu sahiplerinin gelir kaynakları örgütlenmiş bir mafya için gelir kaynağı haline gelmiş olarak görülmüştür. Şehirlere göç eden insanlar artık spekülatör olarak nitelendirilmiş ve mafya tarafından ele geçirilmiş bir alan üzerinde var olmak üzere yaşamlarını sürdürmektedir. Gecekondulara yapılmış olan bağışlamalar ve bu bağışlamalar sonucunda elde edilen rant farkları ile beraber mafya gecekondu üretiminde de etkin olmaya başlamıştır. Bu durumun sonucu itibariyle de yasal olmayan güçlerin yönetimini sağlamakta olduğu yeni yapılaşmalar ön plana çıkmış ve toprak denetlemelerini ileri sürmekte olan yasadışı güçlerin etkinliği hızlı bir şekilde ivme kazanmıştır.

Bu dönem üzerinde gerçekleştirilmiş olan 5. Beş yıllık kalkınma planı ise 1985 ve 1989 yılları arasında gerçekleştirilmiş ve konut sektörünün ekonomik anlamda canlandırıcı etkilerinin ön plana çıkarılması hedeflenmiş ve istihdam oluşturacak niteliklerde bir alt yapı oluşturması hedeflenmiştir.

Bankalar ile sistematik bir düzen oluşturmak, tasarrufların iyi bir şekilde yönlendirilmesini sağlamak hedeflenmiş ve toplu konut fonlarının kullanılması ile beraber konut ortalama alanları üzerinde Türk aile yapısına ve yaşamına uygun düzeylerde bir teşvik sağlanacağı ön plana sürülmüştür. Kamu kaynakları için bir planlama yapılması alt yapı oluşturulması ve arsa temini ile ilgili olarak gerekli olanakların sağlanması yeni toplu konut projeleri için gerekli alt yapı ve projelerin oluşturulması, alt yapı ve arsaların temininde kullanımının sağlanması çevre tanziminde bütünlük elde edilmesi, uyum ve tasarruf sağlanmaya uygun gözetimlerin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Bu alanlar üzerinde sosyal ya da teknik alt yapı oluşturmak, üst yapıların bütünlük içinde bir yapıya sahip olmasını sağlamak önemsenmiştir. Konutlar için gerekli inşa ve kullanım ile ilgili olarak yöresel malzemelerin iyi bir şekilde değerlendirilmesinin sağlanması, var olan iklim koşullarının dikkate alınmasını sağlamak ve bu yolla beraber ekonomik gelişmelerde etkinliğin sağlanması sunulan projelerin teşvik edilmesini hedeflemiştir.

Kalkınma üzerinde planlamada gecekondu ve konut bütünü içinde gerekli değerlendirmelerin sağlanması gerekli imar ile gecekondu mevzuatları arasında var olan aykırı yapılar için gerekli cezai işlemlerin uygulanması 3981 sayılı kanun ile beraber uygulama prensipleri üzerinde işlemlerin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Bu süreçte mevcut olan ruhsatsız yapılar için alt yapı götürülmesine yönelik çalışmaların sağlanması ve bu yapıların ıslahına öncelik verilmesi de öngörülmüş değerler arasında gelir. Aynı zamanda da yeni yerleşme alanları için gerekli imarların açılması ve bu alanlar için gerekli arsa tahsislerinin sağlanması hedeflenmiştir. Böylelikle ruhsatsız konut inşaatı oluşumlarının durdurulması ve bunların ruhsatlı bir hale getirilmesini sağlamak üzere gerekli tedbirlerin oluşumunu sağlamak da 5. Beş yılık kalkınma planı ile 1985 yılı sürecinde gerçekleştirilmek üzere planlanmıştır. Bilmeniz gerekir ki bu süreçte de diğer dönemlerde olduğu gibi başarılı politikalar uygulanamamış fakat özel sektörün konut üzerindeki yatırımlarının ciddi bir şekilde ivme kazanmış olduğu gözlenmiştir.

6. Beş yıllık kalkınma planı (1990 – 1994)

Bu süreçte konut tasarımları ve çevre ile niteliklerin düzenlenmesi amaç edinilmiş ve ilgili mevzuatların geliştirilmesine yönelik çalışmaların sağlandığı gözlenmiştir. Belediyeler için öncelikli olarak alt gelir grubu ile ilgili olarak kiralık ya da mülk konut üretmeleri üzerinde bir takım yasaklarda gerekli düzenlemelerin sağlanması önerilmiştir. Belediyeler için belli alanlar üzerinde konut arsası olarak belirlemelerin sağlanması ve bu alt yapılar üzerinde götürülmesi hedeflenmiştir. Gecekondulaşmayı önlemek üzere kendi evini yapan insanlara yardım programı içinde nüve konut projeleri hazırlanması için yapılan çalışmalar bu planlama üzerinde gecekondular için tek bir maddeden ibarettir.

Bu planda diğer planlar gibi başarılı olamamış ve şehirler üzerinde fiziki planların çalışmaları yeterli düzeyde önemsenmemiş ve şehirler üzerinde rantların oluşumu yasa dışı paylaşımların oluşumu ve kaçak yapılaşmanın hızlı bir şekilde artış sağladığı gözlenmiştir. Kentsel arsa üretimi gereksinimleri karşılayamayacak kadar yetersiz olmuş ve planlamalar maalesef ki amacına ulaşamamıştır.

7. Beş yıllık kalkınma planı (1994 – 1999)

Bu kalkınma planı sürecinde konut iyeliği için bir takın özendirmelere önem verilmiştir. Bunun için gerekli finansman modellerinin geliştirilmesi de önerilmiş ve bu modeller şimdiye kadar hiç açıklanmamıştır. Yasal değişikliklerden bahsedilmiş olsa da detaylar tam olarak bilinmemektedir. Özellikle konutların yapılması ve kalkınma ile ilgili bir takım öncelikli yörelere ağırlık verilmesi önerilmiş olup planlamada gecekonduların yasallaştırılması ve belediyeler için arsa sağlayacak şekilde 775 sayılı yasa için yeniden düzenlemelerin önerilmesi söz konusu olmuştur.

Bu plan zerinde yapılmış olan öneriler yeterli düzeyde açıklanmamış olup bu planlama üzerinde de yeterli düzeyde bir başarıdan bahsetmek mümkün olmamıştır. Diğerleri gibi başarısız planlamalar arasında görülmüştür.

8. Beş yıllık kalkınma planı (2004 – 2009 )

Bu planlama 1999 yılında yaşanmış olan Marmara ve Bolu Düzce depremleri irdelenerek konut yapımını teşvik edici bir hale gelmiştir. Aynı zamanda da deprem etkisi ile beraber yapı denetim üzerinde bir takım kararnamelere yer verilmiş ve 2000 yılında yürürlüğe girmesi sağlanmıştır. Diğer planlarda olduğu gibi kaçak yapılaşmayı ve gecekondu yapılaşmasını önleyici tedbirlerin ön plana çıkarılması sağlanmış ve hukuksal açıdan da kurumsal düzenlemelere yer verilmiştir. Bu çalışmalar 3194 sayılı yasa ile beraber kat mülkiyeti kanununa bağlanmıştır. Konutlar için bankalar sisteminin değiştirileceği de bu dönemde belirtilmiş olup hala yürürlükte olan 8. Beş yıllık kalkınma planı uygulamasının ileriki yıllarda gözleneceği belirtilmektedir.

Bölüm 3: İmar affı yasaları

3.1 775 sayılı gecekondu yasası öncesi

3.1.1 5218 sayılı yasa (1948) (Ek – 1 )

Ankara belediyene arsa ve arazisinde belli bir kısmını mesken yapacak olanlara yönelik olarak 2490 sayılı kanun hükümlerine bağlı olmadan ya da muayyen şartlarla beraber tahsis ve temlik yetkisi verilmesi için 5218 sayılı kanun TBMM’de kabul edilmiş ve 22 Haziran 1948 tarihinde resmi gazete üzerinde yayınlanmıştır.

Bunun hemen akabinde de adından da anlayabileceğiniz üzere sadece Ankara’da imara yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu kanun 5218 sayılı yasa ile beraber ekinde verilmiş olan harita üzerinde sınırları belirlenmiş olan belediye malı ya da kanun gereği belediyeye geçecek olan alanlar üzerinde mesken yapımı için bir takım izinlerin verilmiş olduğunu göstermektedir. Bu süreçte yoksul olan kesim için her bir arsa ya da mesken sahibi için belediye kendilerine yapı yapmak üzere belirtilen alanda yer gösterecek ve bu yasanın suiistimal edilmemesi gerektiğini sunmuş, birden fazla konut sahibi olamayacağı da belirtilmiştir.

3.1.2 5228 Sayılı Yasa – 1948 (Ek – 2)

5218 sayılı yasa üzerinden TBMM’de tasarı halinde iken bu yasaların diğer belediyeler için de kapsar nitelikte olması tartışılmış olsa da öncelikli olarak bu sorunun Ankara’da çözülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu yasanın kabul edilmesi ile beraber iki hafta sonraki süreçte 5228 sayılı bina yapımı teşvik kanununun çıkarılmış olması da bilinir.

5228 sayılı yasa ile beraber şehir ve kasabalar için bir takım imar planlarının sınırları içerisinde yer alan hazine ya da özel idarelerin mülkiyeleri ile devlet tasarrufu altında bulunmakta olan lakin belli ihtiyaçlar için ayrılmış olan arsaları ilgilendirir. Son arazi vergisi matrahından on yılda eşit bir şekilde taksitlendirilerek ödenmesiyle beraber belediyelere devredilmesi kabul edilmiştir. Bu arsalar içinde konut yapmak isteyenler için evi ya da arsası olmayan aileler için geçerli olmak üzere kooperatiflere belirlenen esaslarla devri söz konusu olmuştur.

Dağıtımı gerçekleştirilmiş olan arsalar için on yıl süre içinde bina buhran ya da savunma vergilerinden muaf tutulması sağlanmıştır. 5218 sayılı yasa ile beraber 5228 sayılı yasa pek çok benzerlik gösteriyor niteliklere sahiptir. Bir takım farkları vardır onları da şöyle incelemek mümkündür;

5228 sayılı yasa ile beraber ülke geneli için çıkarılmış detaylara yer verilmiştir. 5218 sayılı yasada verilen harita üzerinde kanun uygulanabileceği alanlar genel olarak belirtilmiştir.

5218 sayılı yasa üzerinde belediye sınırları üzerinde tanımlanmış olan alanlarda arsa üretimi gerçekleştirilebilirken 5228 sayılı yasa üzerinde imar planı sınırlarında yapabileceği belirtilmiştir.

5228 sayılı ysa iel beraber kooperatiflere tanınmış olan bir başka ayrıcalığın ipotek mukabilinde Türkiye Emlak Kredi bankasından tahmin edilmiş olan inşaat bedelinin %75 değerine kadar ve %5i geçmeyecek şekilde maliye bakanlığı tarafından yapılan tespit faizi üzerinden borçlandırma yapılabileceği bir nevi kredi verileceği belirtilmiştir.

3.1.3 5431 sayılı yasa (1949) – (Ek – 3)

Ruhsatsız yapıların yıkılmasına yönelik olan e 2290 sayılı yasa ile beraber belediye yapı yollar kanununun 13. Maddesindeki değiştirilmeye dair 5431 sayılı kanun TBMM’de kabul edildikten sonra 11 Haziran 1949 tarihinde resmi gazete üzerinde yayınlanmıştır. Bu yasa ile beraber 2290 sayılı yasanın 13. Maddesinde değiştiren bir yasa olmasına karşılık 5218 sayılı yasanın devamı niteliğinde olduğu da belirtilmiştir.

Yasa üzerinde verilmiş olan geçici maddelerde bağışlama hükmüne göre yasanın yürürlüğe girmesi ve bu tarihe kadar kendilerine ait olmayan arsalar üzerinde ruhsatsız bir şekilde yapılmış olan yapılar 5218 sayılı yasanın kapsamına dâhil edilmiştir. Bu suretle bağışlama terimi kullanılmaksızın yasanın kapsamı genişletilmiş ve bağışlama ise nitelikli bir yasaya dönüştürülmüş olması ile bilinmektedir.

3.1.4 6188 sayılı yasa – 1953 – (Ek – 4)

Binaların yapımına teşvik vermek ve izinsiz yapılmış olan binalar hakkında 6188 sayılı kanun 1953 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu yasa ile beraber 5218 ve 5228 sayılı yasalarda benzer niteliklere sahip maddelere yer verilmiştir. 6188 sayılı kanun şimdiye kadar çıkarılmış olan bütün kanunların birleşimi niteliğini taşıyor olması ile bilinirken bu yasanın 30. Maddesinde 5218 ve 5228 sayılı yasaların yürürlükten kaldırılmış olduğunu vurgulamaktadır.

Yasa genel tabiri ile bina yapımını özendirmek, izinsiz bir şekilde yapılmış olan yapıların karşısında kamu tavrını belirlemek üzere oluşturulmuş bir kanun çerçevesi olarak nitelendirilmektedir.

Bu yasa ile beraber belediyelerin meclislerinde kentsel bölgeler oluşturmak ve bu bölgeler üzerinde kentsel arsalar üretmek olanağı verilmiş ve bu amaçlara uygun bir şekilde imar planları sınırları oluşturulması istenmiştir. Hazinenin ve özel idarelerin mülkiyetlerindeki ya da devletin tasarruf altındaki belli amaçlar için ayrılmış olan belediye arsalarının gerekli bedelleri ödenerek belediyelere devredilebilecek olduğuna yer verilmiştir.

Elde edilecek olan bu arsaların satılabilecek ya da elde edilen gelirlerden ucuz ve basit yapılı meskenler oluşturabilecektir. Kentsel olarak arsaların üretilmekte olduğu bu alanlar üzerinde yapılmış olan imar planları için belediye yapı ve yollar yasası hükümlerine göre uygulama zorunluluğu olmadığı da belirtilmiştir. Ayrıca üretilecek olan kentsel kooperatiflerden de yararlanabilecekleri belirtilmiştir.

3.1.5 7367 sayılı yasa – 1959 – Ek 5

Hazineden belediyelere devredilecek olan arsalar ve araziler hakkında çıkarılmış olan 7367 sayılı kanun TBMM’de 21 Temmuz 1959 yılında kabul edilmiş ve resmi gazetede yayınlanmıştır.

Esas amaç devlet arsalarının belediyelere bedelsiz olarak devrinin sağlanması ve bu arsaların kentsel arsa üretiminde kullanılabilir hale getirilmesidir.

3.2 775 sayılı gecekondu yasası sonrası;

3.2.1. 775 sayılı yasa (1966) Ek – 6

775 sayılı yasa gecekondu kanunu olarak TBMM’de kabul edilmiş olan bir kanundur. 20 Temmuz 1966 yılında resmi gazetede yayınlanmış olan ve yürürlüğe girmiş olan bir yasadır.

Bu yasaya göre: Belediyelere arsa sağlanması için, arsaların hangi amaçla kullanılabileceklerine yönelik, fonların teşkili ve kullanılması için, gecekonduların ıslah edilmesi ve tasfiyeleri için, kamu hizmet ve tesislerinin oluşumu için, tahsis amacına aykırı davranışları önlemeye yönelik, 


Yorumlar


İlk Yorumu Sen Gönder
Yorum Gönder..